Nazım Hikmet’in “Her atasözü yerleşmiş bir itiyadın, bir âdetin, bir huyun söz biçimine girmesi, böylelikle perçinleşmesi demektir,” dediği gibi, atasözleri, uzun deneme ve gözlemlere dayanılarak söylenmiş ve halka mal olmuş, öğüt verici nitelikte sözlerdir. (Sözlük.gov.tr). Türk Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü’nde (1971, I) atasözü tanımı şöyledir: “Atasözü umumi (genel) bir adlandırmadır. Bunun içerisinde darb-ı meseller ve tabirler, deyimler yer alır. Darb-ı mesel ise çeşitli şekilleriyle her şeyden önce bir hüküm ihtiva eder.” Ömer Asım Aksoy’un, ‘Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü’nde (1984:3) atasözü şöyle tanımlanmaktadır: “Atasözleri, geniş halk yığınlarının yüzyıllar boyunca geçirdikleri denemelerden ve bunlara dayalı düşüncelerden doğmuştur. Milletin ortak düşünce ve tutumlarını belirtir. Bize yol gösterir. Bir atasözüyle belgelendirilen tutumun doğruluğu herkesçe kabul edilir.”
Atasözlerinin kim tarafından ne zaman söylendiği bilinmez. Yani atasözleri anonimdir. Bu sözler topluma mâl olmuş, toplum tarafından benimsenmiş ve yüzyılların düşünce, sezgi ve mantık süzgecinden süzülerek günümüze ulaşmış kısa ve özlü sözlerdir. Atasözleri, bir düşünce açıklanırken ya da savunulurken tanık olarak da gösterilirler ve sadece, halkın ortak duygu ve düşüncelerini değil, ortak dil zevkini de yansıtır. (Vikipedi) Atasözleri halk edebiyatının öteki türlerinde (örneğin şiir, masal, tekerleme ve bilmecede) rastladığımız renklilik, çok anlamlılık, kaypaklık, kelime cambazlıkları vb. anlatım ve üslûp oyunlarından kaçınır. (Boratav, 1992: 118)
Tesbit edilebilen ilk atasözü metni Orhun Abideleri’nde yer almaktadır. O günden bugüne kadar atasözünü karşılamak üzere çeşitli terimler Türkler arasında kullanılmıştır. (Gönen, 2006: 6) Bugün Anadolu’da yaygın olarak atasözü ya da atalarsözü şeklinde kullandığımız terim, tarih içerisinde farklı kelimelerde karşılık bulmuştur. Atasözlerinin Türk dili tarihi içindeki seyrine bakılırsa, şu adlarla karşılandığını görürüz: Göktürk ve Uygur dilinde sav; Hakaniye dilinde Arapçanın tesiri ile mesel, Oğuz sahasında mesel, durûb-ı emsâl, darb-ı mesel, atalar sözü, atasözü; Yakutçada xohono Tobollarda takmak, Altayca Tuvacada ülgerocak; Sagaylarda takpak; Kaşlarda, Kızıllarda, Koybollarda söpsek; Çuvaşlarda comak, oranlama, samah; Kazancada eski söz, Kırımcada kartlar sözü, hikmet; Doğu Türkistan’dan Kırım’a uzanan sahada makal; Doğu Türkistan’da tabma, ulular sözü; Kerkük ağzında darb-ı kelâm, emshal, cümle-i hikemiyye, deme, deyişet, eskiler sözü;” Anadolu ağızlarında deyişet, ozanlama. (Elçin, 1986, s.623-624)
Sav kelimesini biz, en eski kaynaklarımızdan olan ‘Dîvân-ü Lûgati’t-Türk’te de görebiliyoruz. (Atalay, 1991: 498) Tarihî süreci takip ettiğimizde, bir diğer önemli kaynağımız olan ‘Kutadgu Bilig’te, atasözü karşılığında sav’ın yerini mesel teriminin aldığını görüyoruz. Ferit Devellioğlu’nun ‘Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Lûgat’ında mesel’e verilen karşılıklar şöyledir: “Örnek, benzer, nümûne; dokunaklı manalı söz; terbiye ve ahlâka faydalı, yararlı olan hikâye.” (Devellioğlu, 2004: 625) Şemsettin Sami (1899) darb-ı mesel’i “mebni alel hikaye (hikayeye dayanan) olup misal gibi olunan meşhur söz.” diye tarif eder. Bu tarife göre mesel’in bir hikâyeye dayanması gerekir. Örneğin: “Yalancının evi yanmış kimse inanmamış.” “Kurda ‘neden boynun kalın?’ demişler, ‘kendi işimi kendim görürüm de ondan’ demiş.” Bu atasözleri bir hikayeye dayanır. Yukarıda verilen tanımlara rağmen atasözlerinin sınıflandırılması sırasında kimi kaynaklarda farklı yapıda atasözlerinin tasnif edildiği görülür. Mesela, din kaynaklı âyet ve hadislerin “Yarın ölecekmiş gibi ibadet et, hiç ölmeyecekmiş gibi çalış;” “Veren el alan elden üstündür.” (Hadis-i Şerif) Ayrıca, özdeyişlerin de “Malı az olan değil, istekleri çok olan insan fakirdir.” (Seneca) atasözleri başlığı altında tasnife alındığına rastlanılmaktadır. (Altun, 2004: 79-88) Türk dilindeki atasözlerini tanımladıktan sonra şimdi Kırgız dilindeki makal terimine göz atalım. Kırgız dilinde atasözlerini ifade etmek için makal-lakap terimi kullanılmaktadır ki, bu terim makal ve lakap adlı iki ayrı sözcükten oluşmaktadır. Makal ve lakap birbirinden az çok farklı iki ayrı atasözü türünü ifade eden kelimelerdir. Mesel kelimesi Kırgız dilindeki mеsеl (mesel) ve misal (misal) terimleriyle aynı kökten gelir. Öncelikle, makal’ın nasıl tanımladığına bakalım. “Makal, hayatın içinden gelen; tecrübe, sevinç, üzüntü ifade eden; şiirsel bir yapıda, nasihat eden; ders, mesaj veren, düşündüren, fikir ettiren; yapısı sağlam, ahenkli halk sözleridir.” (Zakirov, 1962) Bir başka deyişle “Makallar; ibret vermek için söylenen, hem kısa, hem özlü nasihat sözüdür.” Kırgız Edebiyatı Tarihi Ansiklopedisi (2004, 236) ‘makal’ı şöyle tarif etmektedir: “Makal, tarih, hayatın gerçekleri, geçmişin izleri, yaşam tecrübeleri, insanların biribirileri ve çevreleri hakkındaki izlenimleri, dünya, yaratılış ve fıtrat hakkındaki görüşleri, fikirleri, ümit ve dilekleri, örf-adetleri ve çıkardıkları sonuçlardır.”
Değerli folklor araştırmacısı “G.N.Volkov’a göre (1999: 68) “Makallar eski değil, onlar halkın canlı sesidirler ve halk ise, bugün gerekli olan ve gelecekte gerekli olacakları muhafaza eder. Makallar bütün elin yardımı ile dizilir, bundan dolayı kolektif bir oyu bildirir.” Bu tanım, her ne kadar kısa olsa da, ‘makal’ın, halkın yüzyıllar öncesine uzanan düşünce ve yargılarının bir sonucu olduğunun altını çizmesi bakımından değerlidir. Buna göre, her ‘makal’ kendisini yaratan halkın uzun yaşam tecrübelerinin doğurduğu mantıksal sonucun özlü ifadesi olmaktadır.
Kırgız atasözlerinin ikinci türü olan lakap hakkında yapılmış tanımlamalara baktığımızda, onun; “herhangi bir olayı, insanın hayatında olup geçen gerçeği veya onun tabiatındaki, hal ve tavrındaki özelliği göz önüne alan özdeyişler gibi kısa söylemler” olarak tanımlandığını görürüz. (Kırgız Tilinin Tüşündürmö Sözdügü, 1969, 747) Lakap, çoğunlukla karşılaştırma, benzetme yönünde ‘dеgеndеy-dediği gibi,’ ‘оkşоbоy-benzer,’ ‘gan-yan,’ ‘day-gibi’ eklerin yardımı ile söylenir. Örneğin: “San cılkıluu Sarıbayça” Çok atı olan Sarıbay gibi. “Şırdakbеktin bоz cоrgоsunday” Şırdakbek’in boz atı gibi. Lakaplar, ayrıca; ‘ıp-ıp,’ ‘ıptır-ıptır’ gibi geçmiş zaman eklerinin yardımı ile uyuşturulur ve birine atfen söylenir. Örneğin: “Bоѐkçu bоѐkçu dеsе sakalın kоşо bоѐptur” Boyacı, boyacı deyince sakalını bile boyamış! “Kоyçunun kızı kоy kеlgеndе iş kılat” Koyuncunun kızı koyun gelince iş yapar. “Caman tuugandan cakşı kоşuna ötüptür” Kötü akrabadan, iyi komşu evladır. lakaplarında olduğu gibi.
Lakaplarda çoğunlukla meselenin özü neticelendirilip, bir sonuç çıkarılmıyor. Mesela: “Köp cоylоp kapkanga tüşkön tülküçö: Çok gezip kapana düşen tilki gibi.” “Ustanın tоgооsu cоk” Ustanın iğnesi yok. “Alpagay kızga salpagay küyöö”Hoppa kıza, hoppa güvey. “San cılkıluu Sarıbayça” Çok atı olan Sarıbay gibi. lakaplarında olduğu gibi sonucu çıkarmak size bırakılıyor. Lakapların çıkış yönü, tarihi, kime yönelik söylendiği açık ve belgili olur. Tabi bu sonuca ulaşmak için ya olayı bilmek lazım, ya da lakabın söylendiği yörenin insanı olmak lazım. Örneğin: Kazak sultanı Kenensarı Kasımov, 1847 yılında Çüy yöresindeki Kırgızlara kanlı saldırılar düzenler ve Ormon Han güçlü kumandanlığı sayesinde her nevi yol ve yöntemleri kullanarak sonunda bu akınları kırar ve onları tahrip eder, Kenansarı da ölür. O tarihi olaydan sonra halk içinde “Оrmоndun оpuzasınday” Ormon’un topuzu gibi; yani, gösterişli, ihtişamlı, anlamında kullanılan lakap söylene gelir.
“Kökötöydün aşı–köp çırdın başı” Kökötöyün aşı çok problemin başı, denen lakaba gelince; Manas destanındaki Almambet, Çubak ve Sırgak’ın ölümüyle başlayan, nihayetinde Manas’ın ölümüne de sebep olan bütün çır-çatağın çıkışı o Kökötöy’ün verdiği ziyafetten (aştan) sonra peyda olmuş. Bu sebepten dolayı bu lakap kullanılmaya başlanmış. Halk arasında söylenegelen “Alımkançasınan” denen diğer bir lakap ise şu olaya dayanır: Toktogul, çok sevdiği Alımkan’a bir türkü yazmış ve acısını şöyle ifade etmiş: “Bir kün ооru, bir kün sоо, Alımkan azabın tartsam bilbеysiñ.” “Bir gün hasta bir gün sağ, Alımkan azabın çeksem bilmezsin.” böylece “Alımkan gibi” lakabı ortaya çıkmış. Bazen de insanların hayatta çok karşılaştıkları, acı tatlı olayların ve şahısların lakap olarak kalışı mümkündür. Örneğin, “Cооnu saysa Er saydı, atı kaldı Manaska” Düşmanı yendiyse erler yendi, adı kaldı Manas’a. Tarihte yaşamış belgili insanların adları, kıldıkları işler, hüner ve özellikleri de efsane olup lakaplanıp yürümüş. Örneğin: “Tоktоgulday ırçı bоl, Tоlubayday sınçı bоl” Toktogul gibi türkücü, Tolubay gibi sarraf, ehil ol. “Şırdakbеktin bоz cоrgоsunday” Şırdabeğin boz atı gibi. “Akıl Karaçaçtay” Akıl karasaç gibi. Kızın ismi Karasaç iken çok akıllı olduğu için adının başına, akıl lakabını takmışlar. Lakaplar’da insanlardaki kötü huyları hayvanlara benzetip, onlarla karşılaştırıp “keşke böyle olmasa” diye nasihat verilir. Örneğin, “Tüştön kiyin maaragan aksak kоyçо” Öğleden sonra meleyen aksak koyun gibi. “Tuuy albay catıp kоygо araçı bоlgоn Eçkiçе” Kendi doğum yapmadığı halde, koyuna ebelik yapan keçi gibi.
Sonuç olarak makallar ve lakaplar, yaşamın içinden süzülüp gelen, doğruluk, hakikat kriteri, mantık ve tutarlılık ölçüsü; kime, ve her neye bağlı söylense de objektif olması, aynı zamanda sanatlı olması; bütünlüğü ve kısalığı ile öne çıkarlar ve folklorun diğer türlerinden, bu saydığımız özellikleriyle ayrılırlar. (Kırgız Edebiyatının Tarihi: 2004, 247–250)
Türk Dünyasında Atasözü Karşılığında Kullanılan Terimler Atasözleri Türk milletinin bütünlüğünü farklı coğrafyalarda da olsa canlı tutan edebî değerlerin başında gelir. Aşağıda bu bütünlüğü pekiştirecek olan, atasözü karşılığında Türk dünyasında kullanılan terimler yer alacaktır: Saha (Yakutlar): Xohoono Tobollar: Takmak Uranhâlar: Ülgercomak Altaylar: Ülgercomak Tuvalar: Üleger domaktar çeçen söster Sagaylar: Takpak Hakaslar: Söspek Hoten civarı: Tabma Kırgız, Kazak, Özbek, Karakalpak ve Kazan Tatarları: Makal Uygurlar: Makal, tabma, ulular sözü Kırım Tatarları : Makal, kartlar sözü, hikmet Türkmenistan, Kuzey Afganistan ve İran Türkmenleri: Makal, nakıl Başkurtlar: Makal, atalar hüzi, aytım Tatarlar: Atalar süzi, aytım Türkmenler: Atalar sözi Çuvaşlar: Samah, comak, oranlama Türkiye, Kıbrıs, Rodos, İstanköy, Batı Trakya, Makedonya, Kosova, Bulgaristan, Gagavuz, Suriye ve Azerbaycan: Atasözü, atalar sözü, eskiler sözü. Irak: Atasözü, atalar sözü, eskiler sözü, darb-ı kelam, emsâl, cümle-i hikemiyye, deme, demece, dayişet. Dobruca: Atasözü, atalar sözü, eskiler sözü, kartlar sözü. Ayrıca, atasözü için Azerbaycan’da ata baba sözleri ve Anadolu’nun bazı bölgelerinde deyişet, ozanlama, deme, demece, büyük sözler, duru sözler, ulular sözü, kelam-ı kibar, teselleme, söylence, oranlama ve sanaka (sınaka) denildiği de görülmektedir. (Türk Dünyası Edebiyat Kavramları ve Terimleri Ansiklopedik Sözlügü C. 1, 2001: 250; Oy, 1972: 5; Yund, 1976: 9-13; Yund, 1980: 8; Zülfikar, 1988: 321 328) ***